GAZETECİLİĞİN YENİ GÖREVİ GÜVEN ÜRETMEK!

HABER BULMAK KOLAYLAŞTI, İNANMAK ZORLAŞTI!
Bir zamanlar insanlar duydukları bir haberi doğrulamak için gazeteye bakardı. Bugün ise gazetede gördükleri bir haberi doğrulamak için telefonlarına bakıyor. Gazeteciliğin yaşadığı en büyük değişim belki de tam olarak burada başlıyor.
Bugün bilgiye ulaşmak zor değil. Zor olan, hangi bilginin doğru olduğuna karar vermek.
Bir olay oluyor. Bir televizyon kanalı başka türlü anlatıyor, bir internet sitesi başka bir başlık atıyor, sosyal medyada aynı olay bambaşka bir hale geliyor. Birkaç dakika içinde aynı konu hakkında onlarca farklı yorum görüyoruz. Okuyucunun kafasında da çok basit bir soru oluşuyor: Hangisi haber, hangisi yorum?
Gazeteciliğin güven sorununun yalnızca yanlış haberlerden kaynaklandığını düşünmek eksik olur. Daha büyük sorun, haberle yorum arasındaki sınırın giderek kaybolması.
Elbette gazetecilik hiçbir zaman tamamen tarafsız, hatasız veya kusursuz değildi. Geçmişi olduğundan daha güzel göstermenin de anlamı yok. Gazeteler hata yapıyordu, gazetecilerin görüşleri vardı, medya kuruluşlarının ekonomik ve siyasi ilişkileri bulunuyordu.
Fakat bugün önemli bir fark var. Eskiden insanların temel problemi habere ulaşmaktı. Bugün önümüzde o kadar çok bilgi var ki asıl problem doğru haberi seçmek haline geldi. Televizyonun, internet sitelerinin, sosyal medyanın ve mesajlaşma gruplarının yanına şimdi bir de yapay zekâ eklendi.
*TEHDİT KLAVYE DEĞİL!*
Yapay zekânın gazeteciliğe yönelttiği tehdidi çoğu zaman yanlış yerde arıyoruz. “Metni artık makine yazacak” cümlesi doğru ama yüzeysel. Bir maçın sonucunu, bir şirketin açıkladığı rakamları veya bir kurumun basın açıklamasını saniyeler içinde haber metnine çevirmek zaten uzun süredir zor değildi.
Asıl mesele üretimin ucuzlaması değil, doğrulama zemininin kendisinin kirlenmesi.
Çünkü artık sahte olan, sahte görünmüyor. Var olmayan bir kaynak gerçek bir kaynak gibi biçimlendirilebiliyor. Hiç yaşanmamış bir an, fotoğrafın bütün ikna ediciliğiyle karşımıza çıkabiliyor. Hiç kurulmamış bir cümle, tanınmış bir ismin ağzından alıntılanabiliyor. Üstelik bunların hiçbiri için kötü niyet bile gerekmiyor; yalnızca dikkatsizlik yetiyor.
Gazeteci bugüne kadar bir belgeyi, bir görüntüyü, bir alıntıyı kanıt olarak kullanabiliyordu. Yeni durumda kanıtın kendisi de doğrulanması gereken bir iddiaya dönüşüyor. Bu, gazeteciliğin işini zorlaştırmıyor yalnızca; işin tanımını değiştiriyor.
*ASIL SORU*
Bu yüzden önümüzdeki dönemin sorusu “Haberi kim üretecek?” değil. Asıl soru şu: Kime güveneceğiz?
Ama bu sorunun altında, daha az sorulan ve daha zor bir soru daha var:
Bir haberin doğrulandığını okuyucu olarak ben nereden bileceğim?
Güven kriziyle asıl kastedilen budur. İnsanlar gazetecinin doğrulama yapıp yapmadığını bilemez; yalnızca yapıldığına dair bir izlenim edinebilir. Güven, doğası gereği devredilmiş bir bilgi biçimidir. Hiçbirimizin her şeyi kendi başına doğrulayacak vakti, uzmanlığı veya erişimi yok. Kimseye güvenmeden yaşayamayız, herkese güvenerek de yaşayamayız.
O halde bir kurumun görevi yalnızca doğrulamak değil, doğruladığını gösterebilmektir. Ve bunun için karmaşık formüllere ihtiyaç yok.
Haberle yorumu açık biçimde ayırmak gerekir. Bir bilgi kesin değilse bunu söylemek gerekir. Kaynağı mümkün olduğu kadar okuyucuya göstermek gerekir. Yanlış yapıldığında haberi sessizce değiştirmek yerine hatayı açıkça kabul etmek gerekir. Ve belki de en önemlisi, bilinmeyen bir konuda “bilmiyoruz” diyebilmek gerekir.
Çünkü güven, hiç hata yapmamak demek değildir. Güven, hata yapıldığında ne yapıldığıyla ilgilidir.
*ORTAK GERÇEK*
Bugün okuyucu eskisinden daha şüpheci. Bu bazen bir sorun olarak görülüyor. Oysa insanların okudukları her şeye hemen inanmaması sağlıklı bir refleks. Asıl sorun, insanların hiçbir şeye inanmamaya başlaması.
Gazeteciliğin karşı karşıya olduğu tehlike de burada. Bir toplumda insanlar hangi bilginin doğru olduğuna karar veremez hale gelirse yalnızca gazetecilik zarar görmez; ortak gerçek duygusu da zarar görür.
Olgular ile kanaatler arasındaki ayrımın neden siyasi bir mesele olduğu tam olarak burada anlaşılır. Bir toplum, aynı olay hakkında farklı görüşlere sahip insanlarla ayakta kalabilir. Hatta demokrasi tam da bunu gerektirir. Ayakta kalamayacağı şey, insanların o olayın gerçekten ne olduğu konusunda hiçbir zaman anlaşamamasıdır. Görüş ayrılığı tartışmanın koşuludur; olgu ayrılığı ise tartışmanın imkânsızlığıdır.
Kimsenin hiçbir şeye inanmadığı bir yerde yalan söylemeye de gerek kalmaz. Yeterince gürültü, yalanın işini zaten görür.
*NE YAPMALI?*
Gazeteciliğin önündeki büyük görev bu yüzden daha fazla haber üretmek değil, daha fazla güven üretmek.
Yapay zekâ gazetecinin klavyesine rakip olabilir. Ama gazetecinin güvenilirliğine rakip olmak zorunda değil. Tam tersine, içerik ucuzladıkça doğrulamanın değeri artar. Yakında herkes yazabilecek, herkes görüntü oluşturabilecek, herkes profesyonel görünen haberler hazırlayabilecek. Fakat herkes doğrulayamayacak.
Geleceğin gazeteciliğinde en hızlı haberi veren değil, okuyucuya neden kendisine güvenmesi gerektiğini gösterebilen kurumlar ayakta kalacak.
Çünkü eskiden haber değerliydi, azdı. Bugün güven değerli, çünkü az.
*SELAHATTİN DEMİR*


