Milyarlarca Liralık Kayıt Dışı Trafik ve Kripto Ağlar Çökertildi

Evet, Alpaslan Kuytul (Furkan Vakfı) ve Alihan Kuriş (Süleymancılar) liderliğindeki yapılar için adli soruşturmalar, devlet raporları ve kamuoyu nezdinde “FETÖ tipi örgütlenme” benzetmesi açıkça yapılmaktadır.
Ağustos 2026 itibarıyla her iki isme ve yapılarına yönelik düzenlenen büyük operasyonlar, bu benzerliği iddia düzeyinden çıkarıp somut delillere dayanan hukuki dosyalara dönüştürmüştür. İçişleri Bakanlığı ve Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından yürütülen soruşturmalarda; kriptolu gizli iletişim yazılımları kullanılması, milyarlarca liralık kayıt dışı para/altın trafiği, holdingleşme, devlet hiyerarşisine alternatif gizli hücre yapılanmaları ve eleştiride bulunan üyelerin “ajan/hain” ilan edilerek şantajla baskılanması gibi yöntemlerin, FETÖ’nün geçmişte uyguladığı metodolojiyle birebir örtüştüğü deşifre edilmiştir. Ayrıca operasyon süreçlerinde, Alpaslan Kuytul’un en yakınındaki isimlerin geçmişte FETÖ mahrem yapılanmasında yer aldığı, Alihan Kuriş soruşturmasında ise finans ağının göbeğindeki isimlerin doğrudan FETÖ bağlamında adli kayıtlarının bulunduğu saptanmıştır.
Bu güncel gelişmeler ışığında, konuyu derinlemesine ele alan, analiz niteliğindeki köşe yazım aşağıdadır:
*Yeni Nesil Tehdit:* İnanç Zırhı Altındaki Hücresel Yapılanmalar
Türkiye, 15 Temmuz’da dinî duyguları sömürerek devleti içeriden ele geçirmeye çalışan küresel odaklı bir örgütün, FETÖ’nün neleri göze alabileceğini en acı şekilde tecrübe etti. O gün aldığımız en büyük ders, maneviyat iddialarıyla yola çıkan yapıların şeffaf, denetlenebilir ve açık olmaması durumunda nasıl birer ulusal güvenlik tehdidine dönüşebileceğiydi. Bugün, Alihan Kuriş liderliğindeki Süleymancılar ve Alpaslan Kuytul komutasındaki Furkan Vakfı çevrelerine yönelik yürütülen adli operasyonlar, akıllara tek bir soruyu getiriyor: Karşımızda yeni bir FETÖ tipi model mi var?
Bu soruya “hayır” demek, operasyon dosyalarından taşan somut veriler karşısında maalesef imkansız hale gelmiştir.
Soruşturmaların detaylarına baktığımızda, inanç ve eğitim maskesinin arkasında tıkır tıkır işleyen devasa bir “paralel çark” görüyoruz. İçişleri Bakanlığı’nın açıklamalarıyla ortaya çıkan en çarpıcı benzerlik, Süleymancılar yapısının kamuoyundan gizli, üç kademeli doğrulamayla çalışan kriptolu bir iletişim yazılımı kullanmasıdır. Geçmişte FETÖ’nün ByLock üzerinden kurduğu o karanlık ve gizemli ağın bir benzerini bugün inanç iddiasındaki başka bir yapının bünyesinde görmek rastlantı olamaz. Temiz ve şeffaf bir dinî cemaat, neden tabanından ve devletinden köşe bucak kaçırdığı gizli yazılımlara ihtiyaç duyar?
Benzerlik sadece teknolojik yöntemlerle sınırlı değil; işin ekonomik boyutu tam anlamıyla dudak uçuklatıyor. Kayıt dışı milyarlarca lira, tonlarca altın, holdingleşen dernekler ve yurt dışına aktarılan devasa finans ağları… Maneviyatı ve ahlakı dilinden düşürmeyen bu yapıların yöneticilerinin, lüks gayrimenkul listeleriyle ve saklandıkları gizli bölmelerde yakalanmaları, inanç sömürüsünün ekonomik bir sektöre dönüştüğünün en somut kanıtıdır.
Daha da vahimi, örgüt içi disiplin ve biat mekanizmasıdır. Tıpkı FETÖ’de olduğu gibi, Alpaslan Kuytul’un yapısında da sistemi, lideri veya paranın nereye gittiğini sorgulayan en ufak muhalif seslerin “hain” veya “ajan” ilan edilerek şantajla, tehditle susturulmaya çalışıldığı tanık ifadeleriyle dosyaya girmiştir. Sorgulanamayan, kutsanan ve iradesini tamamen tek bir şahsa teslim eden kitleler üretmek, FETÖ’nün bu topraklara bıraktığı en tehlikeli mirastır.
Üstelik operasyonların derinleşmesiyle ortaya çıkan “FETÖ itirafçısı akrabalar” ve “FETÖ bağlantılı mali ortaklar” detayları, bu yapıların birbirleriyle organik olarak da nasıl geçirgen olduğunu gözler önüne seriyor.
Türkiye Cumhuriyeti, inancını yaşamak isteyen halis niyetli vatandaşlarının duygularını korumakla yükümlüdür. Ancak dinî kisveler altına gizlenerek holdingleşen, yabancı istihbarat servislerinin etki ajanlığına açık hale gelen, devlet hiyerarşisine meydan okuyan ve hücresel yöntemlerle örgütlenen her yapı hak ettiği hukuki cevabı almalıdır. Kuriş ve Kuytul örnekleri, adları ne olursa olsun yöntemleri “FETÖvâri” olan yapıların bu ülkenin geleceğinde yerinin olamayacağını, devletin sarsılmaz iradesiyle bir kez daha kanıtlamaktadır.
Hüsnü Karabulut
Araştırmacı Yazar


