CEMİLE – 10. BÖLÜM

CEMİLE – 10. BÖLÜM
Cemile gelinini anlamaya çalışıyordu.
Kendi bunları yaşamamış olsa da, arada sırada Eda’ya ufak dokunuşlar yapıyordu sözleriyle. Ama bunu kötülükten değil, kendi bildiği doğrularla onu korumaya çalıştığı için yapıyordu.
Eda ise bir yandan hasretlik çekiyor, bir yandan da yeni hayatına alışmaya çalışıyordu.
Üstelik bir de bebeği olacağını öğrenmişti.
Bu haber, yaşadığı bütün sıkıntıların arasında ona büyük bir sevinç olmuştu.
Ali askerden döndüğünde onu bebeğiyle karşılayacaktı.
Bebek hazırlıklarına başlamıştı bile. Kayınvalidesi de elinden geldiğince ona yardımcı oluyordu. Kayınpederi ise bütün bu telaşı uzaktan izlemekle yetiniyordu.
Nihayet doğum zamanı geldi.
Bebek biraz erken dünyaya gelmişti ama sağlıklıydı.
Ailenin sevinci daha da büyüdü.
Ertesi sabah Ali’nin çıkıp gelmesi ise mutluluklarını iki katına çıkardı.
Büyük abla Aliye, evlerinin yakın olması nedeniyle sık sık iki çocuğunu yanına alıp geliyordu. Diğer evli kız kardeş ise gelemiyordu. Çünkü o da kendi bulunduğu yerde hem ailesine hem de kendi çocuğuna yetişmeye çalışıyordu.
Ali’nin izin günleri su gibi geçti.
İzni bitince istemeyerek yeniden askere döndü.
Bu ayrılık Eda’ya bu kez daha ağır gelmişti.
İlkinde yaşadıklarının ne anlama geldiğini tam anlayamamıştı. Ama şimdi hem annelik duygusunu yaşamış hem de Ali’ye daha fazla bağlanmıştı.
“Sayılı gün çabuk geçer,” diye düşündü.
Bütün zamanını oğlu Uğur’a veriyordu.
Fakat bir terslik vardı.
Uğur durmadan hastalanıyordu.
Hastalıklar bir türlü bitmiyor, hastane yolları artık hayatlarının bir parçası haline geliyordu.
Eda’nın yüreğine her geçen gün daha büyük bir korku yerleşiyordu.
Ve sonunda…
Korktuğu oldu.
Uğur’u kaybettiler.
Eda, bu acıyla adeta deliye döndü.
Bir annenin evladını kaybetmesi nasıl anlatılırdı ki?
Ne söyleseler boştu.
Ne yapsalar yetmiyordu.
Eda’nın aklına tek bir şey geliyordu:
Ali’ye haber vermek.
“Ne kadar ben annesiysem, o da babası,” diyordu.
Karşı çıksalar da
Dediğini yaptı.
Askeriyeye gidip durumu komutana anlattı.
Komutan da Eda’yı kıramadı.
Ali’yi telefonla arayıp eve gönderdi.
Sabahın erken saatlerinde Ali evdeydi.
Ev halkı onu karşılarında görünce büyük bir şaşkınlık yaşadı.
Nasıl olup da o kadar uzak bir yerden Bu kadar çabuk gelebildiğini anlamaya çalışıyorlardı.
Çünkü Eda, tuttuğunu koparan bir kadındı.
O birkaç gün, belki hem Eda’ya hem Ali’ye biraz olsun iyi gelecekti.
Acıları dinmeyecekti elbette…
Ama bazen insanın yapabileceği tek şey, yaşananı kabullenmekti.
Her şey Allah’tandı.
Ve onların da artık kabul etmekten başka çareleri yoktu.
Yarın, Cemile’nin hayatında neler yaşandığını hep birlikte izlemeye devam edeceğiz.
Hayata Dair’den…
Bugünlük bu kadar…


