“Küllerinden Utanan İnsanlık

—
“Küllerinden Utanan İnsanlık”
Canım çok yandı…
Sadece ağaçlar değil, ben de tutuşup yandım. Sadece kuşlar değil, içimdeki umut da kanat çırpamadan göğe uçtu. Bir orman yandı. Oysa ormanlar sadece ağaçtan ibaret değildir; orman, sessizce dua eden bir yaşam mabedidir. Ve biz o mabede ihanet ettik…
Victor Hugo der ki: “Doğa bir tapınaktır; orada her şey yaşayan bir semboldür.” Biz, o sembolleri yok ettik. Belki dikkatsizlikle, belki umursamazlıkla. Belki de sadece seyirci kalarak… O alevler gökyüzünü kavururken, içimizde bir şey sızlamıyorsa, insanlık bizim içimizden çoktan çekip gitmiş demektir.
Yanan her yaprakta, kül olan her çiçekte insanın eli var. Ağaçlar susar, kuşlar kaçar, geyikler çaresizliğe sığınır… Ama insan hâlâ konuşur, hâlâ unutmakta ısrar eder. Oysa Platon bize şöyle seslenmişti yüzyıllar önce: “Doğanın ritmini anlamayan insan, kendi iç huzurunu da kaybeder.”
Bu yangın, sadece ağaçları değil, insanın vicdanını da yakmalıydı. Yanık kokusu burnumu değil, yüreğimi dağladı. Dallarda açmamış tomurcuklar vardı. Henüz kanatlanmamış yavru kuşlar, yeni filizlenmiş umutlar… Hepsi simsiyah bir suskunluğa gömüldü. Ve biz sadece baktık…
Fransız filozof Montesquieu şöyle der: “Bir ulusun gerçek gücü; ordusunda değil, toprağa ve doğaya gösterdiği saygıdadır.” Biz ne kadar güçlüyüz? Toprak artık susmuyor, doğa bize alevlerle cevap veriyor. Hâlâ anlamıyor muyuz?
Bir ağaç yanarken, sessizce haykırır aslında. O haykırış, yürekten duyulur. Ama eğer kulaklarımızı sadece çıkarlarımıza açtıysak, o sesi asla duyamayız. Oysa ki Mevlânâ ne güzel söyler: “Suskunluğum asaletimdendir. Her yangına kör, her kıyıma sağır olmayın.”
Bu yangın, bana bir şey öğretti. Herkesin bir ağacı olmalı yüreğinde. Kök saldığı, gölge verdiği, meyvesiyle başkalarını doyurduğu bir ağaç… O ağacı yaşatmalı insan. Ve eğer bir gün biri onu yakmaya kalkarsa, bir damla gözyaşıyla bile olsa müdahale etmeli. Çünkü doğaya sırt çeviren insan, kendi yarınına ihanettedir.
Unutma sevgili okur,
Küller rüzgârla dağılır ama utanç, insanın omzunda taş qqqqqq gibi kalır. Şimdi o taşla ne yapacağımıza karar verme zamanı. Sessizce izleyen mi olacağız, yoksa o taşın üstüne bir fidan diken mi?
Ve son söz…
Ateşin yaktığı yer, toprağın bağrıdır. Ama en acısı, insanın içi yanmayınca, her şeyin normal sayılmasıdır. Göz göre göre yandık. Bir orman değil, bir vicdan kül oldu.
Hatice Değirmenci Dirgen


