Şekil renkleri

Metin renkleri


Bizi Sosyal Medyada Takip Edin

KÜLLERİNDEN DOĞANLAR

4 ay önce
101 kez okundu
KÜLLERİNDEN DOĞANLAR

Hakim, çocuk yaşta savaşta ailesini kaybetmişti. Acı ve yıkım içinde büyümüştü. Aylarca düşündükten sonra bir seçim yaptı. Nefret yerine barışı, iyiliği, sevgiyi seçti.
Yaşadığı ülke, savaşla parçalanmıştı. Farklı ülkelerde de savaş vardı. İnsan, insana acımıyordu. İnsanlar umutsuz. Hak, haksızlığın altında feryad ediyordu. Akılarıyla vedalaşmış bir avuç canavar, insanları katlediyor… Dünyanın hakimi olmaya çalışıyordu. Bebekler, çocuklar
aç ve sefildi…

Aradan yıllar geçti. Hakim, eski bir okul binasında; “Sonsuz Sevgi Hareketi’ni” kurdu. Bu guruba binlerce insan katıldı.

Savaş bölgesinde, İlk görevleri; Kimsesiz çocukları, bebekleri, kadınları ve yaşlıları koruyup kollamaktı.
Zorluklar ve direnişle karşılaştılar.
Hakim’ in kadın ve erkek askerlerine, hem fiziksel saldırılar, hem psikolojik baskılar yaptılar. Ama Hakim, yılmadı, korkmadı.

Hakim’ in ilk zaferi, düşmanlarının önemli erkek ve kadın askerini kendi tarafına çekmekti. Bu Hâkim için bir dönüm noktasıydı. Artık barış yolunda yalnız yürümüyecekti. Bu, halk arasında umut yarattı.Sonsuz Sevgi Hareket’i yayılıyordu.
Ancak bu, savaş baronlarının dikkatini çekti.
Bir ihanet, gruba sızan biri, onları tuzağa düşürdü. Bazı üyeler yaralandı, bazı yerler yeniden savaşın içine çekildi.
Hakim’ in içsel çatışması; umudunu yitirme noktasına geldi…

Ve aylar geçti. Hakim, bir umut kıvılcımı buldu. Geri döndü. Sonsuz Sevgi Hareketi’ni tekrar topladı.
En büyük cephedeki generalleri barışa ikna etmek için hayatlarını riske atacak bir yolculuk başlattı.

Diplomasi savaşı, konuşmalar, gösteriler, halkın desteği. Sonunda bir kaç lider bir araya geldi.
Hakim, zeytin karası gözleriyle
liderlere baktı:
“Ben, dünyaya nefretin, katliamın ortasında geldim. İsmim Hakim,
İlk kurşunu duymadan önce ninilerle büyüyordum. Sonrasını hatırlamıyorum. Annemin sesi, babamın yüzü, evimizin duvarları kana boyandı… Her şeyim bir gecede yok oldu. Sadece karanlık ve kızıl gökyüzünü hatırlıyordum. Yüreğim de Yanıyordu. Ben çığlık çığlığa ağlıyordum. Ondan sonra hep sustum. Ama bir gün, içimde bir şey kırıldı. Bir çocuk, bir bebek ağlamasıydı, İçimde hâlâ yaşayan o küçük çocuğun çığlığı… Kendi çocuklarınızı bir an o çocukların yerine koyar mısınız lütfen?
Belki o zaman anlarsınız o çocukları…Savaş bitmiyorsa, barışı biz yeşertmeliyiz. Tüm insanlık için dünyayı daha iyi bir yer haline getirmeye çalışmalıyız.
Bana “Işık Savaşçısı” dediler. Oysa ben sadece bir insanım herkes gibi.
Bize öğretilen her şeyin aksine, barış savaşla kazanılmaz. Savaşın kazananı olmaz. Geçmişi onarmak, geleceği kurmak en büyük dileğim.”

Herkes Hâkim’i can kulağıyla dinliyordu.Güzel dünyamızın geleceği ile ilgili düşünce, ve endişelerine katılıyorlardı.
Olgun ve genç bir lider öne çıkıp konuştu:

“Haklısınız cesaretin,
kurşunlardan daha gür bir sesi var. Size katılabilir miyim?” dedi.

Hakim yanıtladı:
“Sizleri aramızda görmekten onur duyarız.Bize isminizi lütfeder misiniz?”

Olgun genç lider, hüzünlü bir sesle:
İsmim, Turgan, ben de Kardeşlerimi kaybettim savaşta.İnsanlar birbirinden korkmadan yaşamalı.Toprak, artık kanla sulanmasın diye savaşmalyız.” dedi.

Barış sevenler, Hakim’le birlikte yürümeye başladılar.
Ve o günden sonra savaş baronlarına karşı ellerinden geldiğince savaşmaya başladılar…

Gece sessizdi. Yıldızlar, gökyüzüne serpilmiş umut taneleri gibi parlıyordu. Hakim, savaşta bir çatışma esnasında göğsünden vuruldu. Sıcak kanı üniformasını ıslatırken gözleri gökyüzüne kaydı. Çevresinde patlayan mermilerin, bebek, kadın, yaşlı ve çocuk bağırışlarının sesini duyuyordu.

“Dayan Hakim’im, az kaldı!” diye bağıran Turgan’nın sesi kulağına çarptı. Ancak adımlarını ileriye taşıyacak gücü kalmamıştı. Yere dizlerinin üzerine çöktü.
Işık savaşçısı gözlerini
kapadığında bile yüzünde huzurlu bir tebessüm vardı. Ve o an savaşın ortasında bile, kalbinde barışın huzurunu taşıyarak sessizce gözlerini yumdu. Sanki “Ben bitmedim, ben sizdeğim” diyordu.

Turgan koşarak yanına geldi. Onu kucağına aldı. Yıldırım gibi gürleyen bir sesle:
“Sen ölmemelisin!” diye bağırdı.

Hakim’ in öldüğünü duyanlar: “O, sadece bir beden değildi. Bize; Umudu, cesareti, sevgiyi, barışı aşıladı.” dediler.

Hakim’ in her sözü, karanlıkta bir kandil oldu…

Ve geride kalanlar, karanlığa bakıp artık korkmadı. Çünkü onun ışığı, kalplerinde yanmaya devam etti.

Aradan üç yıl geçmişti.
Siyah saçlı, mavi gözlü, buğday tenli Yusuf,
kıyamet yıllarından kalan harabe bir sığınakta, tozlar içinde bir kutu buldu. Elleriyle temizledi kutuyu. İçinden yıpranmış bir defter, eski bir harita ve üzerine kömürle kazınmış tek bir cümle çıktı:
“Barış ve sevgi kalplere ekilmeli. Ve şimdi, yeni tohumlar zamanı.”
Defterin içinde Hakim’in el yazısıyla son bir not vardı:
“Ben sevgi ve barış yolunda yürüdüm, çünkü sevgi yolunda yürümeye değerdi. Şimdi sen yürü. Adını kimse bilmesin, ama ayak izlerini görsünler.”
Yusuf’un gözleri nemlendi. Defteri aldı. Haritadaki işarete baktı. Burası, kimsenin gitmeye cesaret edemediği eski bir sınır bölgesiydi.
Ama Yusuf’ a büyük bir cesaret geldi. Birinin ışığı diğerinin kalbîne dokunmuştu.
Uzakta, sisin içinde başka silüetler belirdi. Onlar da elinde benzer defterler taşıyordu.
Yeni nesil ışık Savaşçıları…

Barış, artık sadece bir fikir değildi. Bir bedene bürünmüştü.
O gece bir ateş yaktılar. Savaşlardan arta kalan boşlukta, ilk kez bir barış ateşi yandı, küçüktü. Ama her yangın bir kıvılcımla başlar…

(Necle Karataş)

Reklam
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
Yorum Yap

Bu konuya henüz bir yorum yapılmadı.