Doğu Akdeniz’de Yeni Bir Satranç: Yunanistan, İsrail ve Güney Kıbrıs Hattı Ne Yapmak İstiyor?

Doğu Akdeniz, son yıllarda küresel jeopolitiğin ve enerji savaşlarının en sıcak cephelerinden biri haline geldi. Bölgede sular hiç durulmazken; Yunanistan, İsrail ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) arasında kurulan üçlü ittifak, her geçen gün daha somut ve organize adımlarla karşımıza çıkıyor. Peki, ortak tatbikatlardan enerji hatlarına kadar uzanan bu şeridin asıl amacı ne? Bu bileşenler bölgede ne yapmak istiyor?
Sorunun cevabı üç temel sütuna dayanıyor: Enerjiyi tekelleştirmek, jeopolitik bir blok oluşturarak Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de yalnızlaştırmak ve Batı’nın bölgedeki güvenlik karakolu rolüne soyunmak.
1. Enerji Koridoru ve “Mavi Vatan”ı Kuşatma Çabası
Bu ittifakın temel motivasyon kaynağı, Doğu Akdeniz’de keşfedilen zengin doğal gaz rezervleridir. İsrail’in Leviathan, GKRY’nin Afrodit yatakları gibi keşifler, bu üçlü grubu iştahlandırdı. Başlangıçta öne sürülen ancak maliyet ve teknik imkansızlıklar nedeniyle rafa kalkan EastMed Doğal Gaz Boru Hattı projesi, bu niyetin en somut göstergesiydi.
Proje fiziki olarak zora girse de, fikir ortadan kalkmadı. Şimdi bu hat, elektrik kablolarıyla deniz altından Avrupa’ya bağlanacak EuroAsia Interconnector projesi gibi alternatiflerle canlandırılmaya çalışılıyor. Buradaki asıl stratejik hamle, Türkiye’nin deniz yetki alanlarını görmezden gelerek, Antalya Körfezi’ne sıkıştırılmış bir Türkiye haritası yaratmaktır.
2. Askeri Entegrasyon ve Güvenlik Kalkanı
Yunanistan, İsrail ve GKRY arasındaki ilişkiler artık sadece diplomatik zirvelerden ibaret değil. Üç ülke, Doğu Akdeniz’de sık sık ortak askeri ve deniz tatbikatları düzenliyor. İsrail’in gelişmiş askeri teknolojisi ve istihbarat gücü, Yunanistan ve GKRY’nin lojistik ve coğrafi avantajlarıyla birleşiyor.
Bu askeri entegrasyonun arkasında, bölgede olası bir kriz anında Türkiye’ye karşı ortak bir savunma ve caydırıcılık kalkanı oluşturma arzusu yatıyor. İsrail, Akdeniz’deki enerji platformlarının güvenliğini garantiye almak isterken; Atina ve Lefkoşa, İsrail’in askeri gücünü arkalarına alarak Ankara karşısında denge kurmayı hedefliyor.
3. Diplomatik Meşruiyet ve ABD Desteği
Bu üçlü yapı, arkasına ABD ve Avrupa Birliği’nin de desteğini alarak bölgede hukuki ve diplomatik bir statüko yaratmak istiyor. Kurulan “Doğu Akdeniz Gaz Forumu” gibi yapılarla, Türkiye bölgenin en uzun kıyı şeridine sahip ülkesi olmasına rağmen masanın dışında bırakılmaya çalışıldı. Atina-Tel Aviv-Lefkoşa hattı, Batı dünyasına kendisini “Doğu Akdeniz’in istikrar ve güvenlik adası” olarak pazarlayarak, Türkiye’yi ise “revizyonist ve agresif” bir aktör olarak konumlandırma gayretinde.
Türkiye’nin Yanıtı: Sahada ve Masada Çelikten İrade
Ankara, bu kuşatma hamlelerine karşı pasif bir bekleyiş yerine, ezber bozan askeri ve diplomatik yanıtlarla karşılık verdi.
Diplomatik Satranç (Libya Anlaşması): Türkiye, 2019 yılında Libya ile imzaladığı Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Mutabakatı ile bu üçlü ittifakın Akdeniz’deki haritasını ortadan ikiye böldü. Bu hamleyle Yunanistan ve GKRY’nin tek taraflı parselasyon planları hukuken kilitlendi. Aynı zamanda Mısır ve İsrail gibi aktörlere “asıl kazançlı anlaşma partneriniz Türkiye’dir” mesajı verilerek diplomatik zemin yoklandı.
Askeri Kararlılık (Mavi Vatan ve Donanma): Türkiye, Mavi Vatan doktrini çerçevesinde kendi sondaj ve sismik araştırma gemilerini (Abdülhamid Han, Fatih, Yavuz, Barbaros) savaş gemileri korumasında sahaya sürdü. Türk Deniz Kuvvetleri, bölgede izinsiz adım atılmasına izin vermeyeceğini gösteren devasa tatbikatlarla ve İHA/SİHA gücüyle Akdeniz’de kesintisiz bir askeri varlık gösterdi. KKTC’deki Geçitkale Üssü’nün aktif hale getirilmesi de bu askeri yanıtın stratejik ayaklarından biri oldu.
Sonuç: Sahadaki Gerçekler Masayı Değiştirir
Yunanistan, İsrail ve GKRY bileşenlerinin Doğu Akdeniz’deki nihai hedefi; Türkiye’yi dışarıda bırakan, enerji gelirlerini kendi aralarında paylaşan ve deniz sınırlarını kendi çıkarlarına göre çizen yeni bir bölgesel düzen kurmaktır.
Ancak bu ittifakın unuttuğu bir gerçek var: Doğu Akdeniz’de Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) hesaba katılmadan atılacak hiçbir adımın sahada kalıcılığı yoktur. Türkiye’nin kararlı askeri duruşu ve stratejik diplomatik hamleleri, bu üçlü blokun planlarını her seferinde akamete uğratmıştır.
Doğu Akdeniz’de gerilim üzerinden bir egemenlik kurma çabası, bu üç ülkeye de uzun vadede güvenlik getirmeyecektir. Bölgenin refahı, dışlayıcı ittifaklardan değil, Türkiye’nin de içinde yer aldığı adil bir paylaşım ve iş birliği zemininden geçmektedir..
Hüsnü Karabulut
Araştırmacı Yazar


