Asırlık Çınar Chp’nin Hafızası ve Kurucu İrade

Siyaset, sadece bugünü yönetme sanatı değil, aynı zamanda geleceği inşa etme sorumluluğudur. Bir ülkenin demokratik olgunluğu ve devlet aklı, iktidarıyla muhalefetiyle kurucu değerlerine ne denli sadık kaldığıyla ölçülür. Güçlü bir muhalefet, bir ülkenin sadece denetleme mekanizması değildir; iktidarı daha iyisini yapmaya, daha büyük projeler üretmeye ve doğru adımlar atmaya zorlayan en büyük kamçıdır. Ne var ki, bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu en büyük tehlike, bu dengeyi ayakta tutacak ana muhalefet odağının, yani Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi içinde yaşadığı derin bölünmüşlüktür.
Cumhuriyet Halk Partisi, sıradan bir siyasi parti değildir. O, cephe meydanlarında kurulan, bir ulusun küllerinden doğuşuna liderlik eden, bu ülkenin harcını karan kurucu iradenin ta kendisidir. Atatürk’ün “En büyük eserimdir” diyerek bizlere emanet ettiği bu asırlık çınar, bugün ne yazık ki kişisel ikbal arayışlarının, klik savaşlarının ve ideolojik savrulmaların gölgesinde ikiye bölünmüş bir manzara sergilemektedir. Kurucu değerlerin, devrim tarihinin ve o büyük vizyonun yerini bugün ne yazık ki koltuk kavgaları ve parti içi hesaplaşmalar almıştır.
Bu bölünmüşlük ve kurucu eksenden uzaklaşma, en çok da mevcut iktidarın elini rahatlatmakta, onu alternatifsiz bırakmaktadır. Siyasetin doğası gereği, karşısında güçlü, rasyonel ve vizyoner bir alternatif göremeyen her iktidar, kendini geliştirme, reform yapma ve toplumun tüm kesimlerini kucaklayacak projeler üretme motivasyonunu kaybeder. Muhalefet ne kadar güçlü ve vizyoner olursa, iktidar da o denli hatasız çalışmaya zorlanır. Ancak bugün, Atatürk’ün partisinin içine düştüğü bu dağınık ve parçalanmış görüntü, ülkenin yönetim kalitesindeki çıtanın yükselmesini de engellemektedir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bu partiyi kurarken ona sadece bir seçim mekanizması rolü biçmemişti; ona bilimin, çağdaşlığın, üretimin ve tam bağımsızlığın öncüsü olma misyonunu yüklemişti. Bugün partiyi yönetenlerin ve onu bölenlerin kendilerine sorması gereken yegane soru şudur: Sunulan bu dağınık manzara, Atatürk’ün çizdiği o büyük ve kucaklayıcı vizyonun neresine sığmaktadır? Millete umut ve proje sunması gereken bir yapının, sürekli kendi içine dönük bir kavga sarmalında erimesi, bu ülkenin kurucu hafızasına yapılmış en büyük haksızlıktır.
Türkiye’nin geleceği, kurucu değerlerin yeniden canlandırılmasına ve muhalefetin bu ciddiyetle ayağa kalkmasına bağlıdır. Unutulmamalıdır ki, muhalefetin bittiği veya kendi derdine düştüğü yerde, iktidarın vizyonu da körelir. Bu bölünmüşlük ülkeye zarar vermektedir. Asırlık çınarın görevi, kendi dallarını kırmak değil; köklerindeki o büyük vizyonu hatırlayarak, ülkenin önüne aydınlık, projeci ve birleştirici bir gelecek alternatifi koymaktır.
Hüsnü Karabulut


