Kapalı Kapılar Ardındaki Çığlık;

Her gün bir başka evden yükselen acı bir haberle sarsılıyoruz. Gazete sayfalarında birkaç satır, televizyon ekranlarında birkaç dakikalık haber… Sonra hayat kaldığı yerden devam ediyor. Oysa o haberin ardında yarım kalmış hayatlar, öksüz ve yetim bırakılmış çocuklar, ömür boyu dinmeyecek acılar var.
En güvenli sığınak olması gereken evler, ne yazık ki kimi zaman korkunun, şiddetin ve ölümün adresi hâline geliyor. İnsan dışarıdaki tehlikelerden korunmak için evine döner; bugün ise bazı insanlar en büyük tehdidi kendi yuvasında yaşıyor. İşte asıl çığlık da burada başlıyor: Kapalı kapılar ardında…
Aile, toplumun temelidir deriz. Temeli çatlayan bir bina nasıl ayakta kalamazsa, huzuru kaybolmuş ailelerin üzerine kurulan bir toplum da geleceğini güven içinde inşa edemez. Bu nedenle aile içi şiddet yalnızca bireysel bir mesele değil; hepimizin ortak vicdanını ilgilendiren toplumsal bir yaradır.
Bugün yaşanan aile içi şiddetin önemli bir bölümünün temelinde ekonomik sıkıntılar bulunuyor. Geçim derdi, işsizlik, borç yükü ve yarın kaygısı insanın ruhunu sessizce tüketiyor. Sofradaki ekmek küçüldükçe sabır da küçülüyor. Umut azaldıkça öfke büyüyor. Fakat hiçbir ekonomik zorluk, bir cana kıymanın gerekçesi olamaz. Tam tersine, en zor zamanlarda aile fertlerinin birbirine daha sıkı sarılması gerekir.
Bir diğer tehlike ise sosyal medyanın oluşturduğu sahte hayat algısıdır. Kusursuz görünen yaşamlar, filtrelenmiş mutluluklar ve gösteriş üzerine kurulu paylaşımlar, insanların kendi hayatlarını değersiz görmelerine neden oluyor. Aynı evde yaşayan insanlar birbirleriyle konuşmaktan çok ekranlarına bakıyor. Kalpler arasına giren mesafe büyüdükçe empati azalıyor, öfke ise kendine daha geniş bir alan buluyor.
Bir de yıllardır sorgulamadan taşıdığımız yanlış anlayışlar var. “Kol kırılır yen içinde kalır.” diyerek şiddeti gizlemek, aslında onu büyütmektir. Sessizlik, zalimin en güçlü ortağıdır. Şiddeti örtmek değil, ortaya çıkarmak; görmezden gelmek değil, karşısında durmak gerekir.
Bu ağır tabloyu değiştirmek elbette güçlü devlet politikalarıyla mümkündür. Ekonomik refahı artıran adımlar, aile danışmanlığı hizmetleri, psikolojik destek mekanizmaları ve bilinçlendirme çalışmaları artık ertelenemez bir zorunluluktur. Ancak devlet kadar toplumun da sorumluluğu vardır.
Çünkü bazen bir komşunun kapıyı çalması, bir hayat kurtarabilir. Bazen uzatılan bir el, yıllarca sürecek bir acının önüne geçebilir. Vicdan, yalnızca başımıza geldiğinde değil; başkasının acısını hissettiğimizde de anlam kazanır.
Unutmayalım…
Kapalı kapılar ardında yükselen her çığlık, aslında bütün toplumun sessizliğidir.
O sessizliği bozamadığımız her gün, bir çocuk daha annesiz ya da babasız kalacak; bir yuva daha dağılacak; bir ocak daha sönecektir.
Sorulması gereken soru artık “Kim suçlu?” değildir.
Asıl soru şudur:
Daha kaç çığlık duymazdan geleceğiz?
Sağlıcakla kalın
Hüsnü Karabulut


