Pencereden Görünen Dünya

İnsan çoğu zaman dünyayı değiştirmek ister; ama önce ona nasıl baktığını düşünmez. Oysa her bakış, gördüğümüz şeyi biraz değiştirir. Aynı sokak, aynı gökyüzü, aynı insanlar… Fakat insanın içindeki hâl değiştiğinde, bütün dünya başka bir anlam kazanır.
Bir pencerenin önünde durup dışarıyı izlemek, bazen uzun bir yolculuktan daha öğreticidir. Yağmurun sessizce camlara vurması, rüzgârın ağaçları eğmesi, uzaktan geçen insanların aceleci adımları… Bunların her biri, hayatın durmadan aktığını gösterir. Dünya, biz fark etsek de etmesek de kendi ritmini sürdürür.
İnsan çoğu zaman kendi sorunlarını merkeze koyar. Yaşadığı sıkıntılar, kırgınlıklar ve beklentiler gözünü öyle doldurur ki dışarıdaki hayatı olduğu gibi göremez. Oysa pencere, yalnızca dışarıyı değil, biraz da insanın kendi içini gösterir. Çünkü baktığımız şey kadar, bakarken ne düşündüğümüz de önemlidir.
Bazen bir çocuk kaldırımda koşar, bazen yaşlı bir adam ağır ağır yürür, bazen bir kuş kısa süreliğine pencerenin kenarına konar. Bu küçük görüntüler, hayatın en sade gerçeklerini taşır: Hareket, zaman ve geçicilik. Her şey gelir, görünür ve ardından kaybolur.
Pencereden görünen dünya insana sabrı öğretir. Her şeyin aynı anda değişmeyeceğini, bazı dönüşümlerin sessizce gerçekleştiğini anlatır. Mevsimler acele etmeden gelir. Sabah yavaşça aydınlanır. İnsan da kendi değişimini böyle yaşar; fark edilmeden, ama derinden.
Belki de insanın zaman zaman yapması gereken tek şey durup bakmaktır. Hemen yorumlamadan, hüküm vermeden, yalnızca görmeye çalışmak… Çünkü dikkatle bakıldığında dünya, büyük derslerini en sade görüntülerle anlatır.
Ve insan bir gün şunu fark eder: Değişen yalnızca dışarıdaki manzara değildir. Asıl değişen, o manzaraya bakan kişinin kendisidir.
Yalçın Sevim


