UTANAN İNSAN ARANIYOR

İnsan, insandan vazgeçebilirken neden bir hayvan dostundan kolay kolay vazgeçemiyor?
Sahteliklerin içinde dura dura uzaklaştığımız doğaya ve gerçek benliğimize, bir hayvan sayesinde yeniden kavuşabildiğimiz için mi? Hayvana, çocuğa ve bir deliye neden hayranlık duyarız? Kaybolan nelerimizi geri getirirler bize? Eksilen nelerimizi tamamlarlar? Ya da kopan hangi parçamızı yerine takarlar?
Giysilerle, kokularla, yalan sözlerle kendimizi o kadar çok örttük ki sonunda buna biz bile inandık. Gerçek doğamızın bu olduğuna…
Kendi doğamıza, kendi çıplaklığımıza o kadar yabancıyız ki, o halimizi göz önünde tutmaya tahammül edemiyoruz.
Belki de bu yüzden; örtüsüz bir yüze, bir göze ve yalın bir söze hayran hayran bakıyoruz. Bunlardan biriyle karşılaştığımızda, yolunu bulan su gibi akıp gidiyoruz. Bütün kontrollerden, bütün duvarlardan kurtuluyoruz.
Örtüne örtüne kaybolduk… Saklana saklana yok olduk. Derken bir hayvan, koklaya koklaya gelip bizi buluyor ve ortaya çıkarıyor. Bizi tekrar bize tanıtıyor, bize kendimizi hatırlatıyor.
Sistem sürekli yarıştırıyor. Herkes birbiriyle rekabet halinde: Daha güzel, daha zengin, daha önemli olma çabası… Bu düzen bizi bölüyor, parçalıyor.
Ancak bir ölümü gömerken anlayabiliyorsun egonun fısıldadığı bu büyük yalanı. Zihin ortadan kalktığında geriye kalan sadece bir avuç toprak oluyor.
Bütünlüğümüzden korkuyoruz. Utanıyoruz. Kendimizi parça parça sunuyoruz. Saklandığımız yerde görünmek, bulunmak istemiyoruz. Biri yakalayacak olsa eriyip eziliyoruz.
Hep en güzel, hep en iyi, hep en güçlü olma çabası bizi tüketiyor. Elbiselerimiz, örtülerimiz en büyük güvencemiz haline geliyor. Hepsi birer imaj dili, birer simülasyon. Kabuk değiştiren yılanlar gibiyiz; her gün, her dakika, her an…
Oysa bizi bu örtülerden sıyırıp alan bir doğallıkla karşılaştığımızda çözülüp gidiyoruz. Rekabet bitiyor, yarış sona eriyor. Karşımızda rakip kalmıyor. Rahatlıyor ve kendimizi akışa bırakıyoruz. Sürekli kontrol hâlinde enerji tüketen beden, sonunda dinlenmeye ve yeniden dolmaya başlıyor.
Bunu bize; bir çocuğun bozulmamışlığı, mantıktan uzaklaşmış bir delinin doğal hâli ve doğasında duran bir hayvanın saf güzelliği hatırlatıyor.
Bir hayvanın sevgisini ve dostluğunu kazanmışsanız, dünyanın en gerçek sevgilerinden birine sahip olmuşsunuz demektir. Ne bir psikiyatriste ne de bir antidepresana ihtiyaç kalır.
Çocuk büyür, kirlenir.
Deli tedavi olur, bozulur.
Hayvan hep hayvandır.
Kaybolan ise hep insandır…
Handan Sabancı


