HIZ VE TAHAMMÜL PARADOKSU

Günümüz dünyasında her şey garipleşti. İnsanların birbirine olan güvenlerinin azalmasına bağlıyorum bunu. En çok da her şeyin hızlı tüketilmesine. Çünkü bir şey ne kadar çabuk elde edilirse, beyin onu tekrar tekrar elde etmek istiyor; ama bizi harekete geçmeye iten dopamin burada bizi yanıltıyor. Aslında dopamin değil onu yanlış kullanma bağımlılığımız bizi yanıltıyor; çünkü çok fazla uyarıcıların olduğu dünyada bir şeyi hızla elde edip sonra aynı hızda başka bir şey istemek insanoğlunu kısır döngüye sokuyor. İşte burada dopamine bağımlılık doğuyor ve kısa süreli elde edilen bu hızlı dopamin, bizi sürekli farklı kaynakları kullanmaya itiyor. Bu argüman, sosyal medyayı sık kullanmayan insanlar için geçerli değil. Ama sosyal medyayı sık kullanan insanlarda, dopamini hızlı kullanma bağımlılığı geliştiğini buluyorum; birbiriyle doğru orantılı… Eğer ne kadar çok sosyal medyada “kaydırma” yaparsanız birçok şeyde de ,hayatın günlük akışında, o kadar çok hızlı dopamin yüklemeye ihtiyaç duyarsınız; çünkü elimizdeki bu küçük aletlerde istediğimiz kişinin hemen hayatını görme, istediğimiz kişiyle konuşma, istediğimiz kişinin özel resimlerini görme, herkesin hayat tarzını görme gibi durumlara ,sosyal medya yaygın olmadığı döneme kıyasla, çok daha kolay ulaşmış oluyoruz.
Bundan belki 15-20 sene önce, bir kişinin değil özel resimlerini görmek, o kişiyle konuşmak bile bu kadar kolay değilken şimdi her şey elimizin altında hazır. Bu da bizi neye itiyor? “Yenisi gelsin, yenisi gelsin.”
Sürekli, kaçınılmaz bir sirkülasyon ve zincirleme halka durumu var. Bunu sadece kadın erkek ilişkileri için değil, günlük hayatımızdaki bütün akış için düşünebiliriz. Her şeyi daha hızlı elde ediyoruz: Bilgiyi daha hızlı, dizi ve filmleri daha hızlı… Belki çarpı ikiye getirip hızlandırarak izliyoruz. Her şey eskiye kıyasla çok daha hızlı… Nasıl “duracağımızı” bilmiyoruz. Hatta öyle insanlar var ki; sessizlikten geriliyor, korkuyor. Çünkü bir uyarıcıya alışmış. Duran şeyler onu korkutuyor. Ona göre; her şey hızlı olmalı, videoları en hızlı modda izlemeli, elinde telefonla tuvaletteyken bile reelsleri kaydırmalı, istediği an istediğine mesaj atabilmeli, istediği an kendisini tatmin edebilmeli… Bu örnekler çok fazla uzatılabilir; ama bu kadarını bile yazmak beni fazlasıyla boğdu. Bundan daha fazlasını yazmak eminim sizi de okurken boğacak ve içinizi daraltacaktır.
Lafı fazla uzatmayalım. Evet, sosyal medyanın çok faydalı yönleri var. İstediğimiz bilgiyi çok da fazla efor sarf etmeden, dışarıya gitmeden öğrenebiliyoruz. Fiziksel olarak bir kursa gitmeden evimizin sıcaklığında bir kursa kayıt olabiliyor ve o kursu başarıyla tamamlayabiliyoruz. Sinemaya gitmeden en yeni filmleri en net haliyle istediğimiz saatte açıp keyfimize göre izleyebiliyoruz. Dışarıya çıkmadan Dünya’nın bir ucundaki insanlarla sohbet edip bir paylaşımda bulunabiliyor veya arkadaşlık kurabiliyoruz. Hastaneye gitmeden randevu alabiliyor, doktora gidemediysek bile yine internet sayesinde sonucumuza bakabiliyoruz. Bu konfor kesinlikle harika, çok şükür. Ancak bir yerde sınır koymamız lazım!
Malum sosyal medyadaki hiçbir uygulama bu sınırı kendisi bize koymuyor. Yani “Sen istediğin kadar kaydır, istediğin kadar kullan, benim işime gelir.” diyor. Çünkü o sosyal medya şirketleri bundan para kazanıyor, yani bizden. Biz ne kadar çok tıklarsak o tıklanma sayıları onları o kadar zengin ediyor. Hem de dünya zengini… O zaman bizim bir sınır koymamız gerekiyor. Ne fazla kısıtlama olmalı ne de fazla rahatlık. Hayatta her şeyde denge olmalı ki insan insanlığını unutmasın. Fazla olan her şey tehlike yaratır, bilinmezlik doğurur.
Sonuç olarak orta yolda buluşmamızı diliyorum. Kutuplaşma olmadan, birbirini gaza getirmeden, aklı selim bir şekilde, sağ duyuyla ve en önemlisi de sabır ve iyi niyetle eski ilişkilerimizi hatırlamalıyız. Sosyal medya ve teknoloji de olsun ama saf ilişkiler de keşke olsa… Belki bir gün başarırız. Bizim elimizde. İnsanın kendi elinde.
Pelin Diva


