ÇOCUKLARIMIZI OKULA MI YOLLUYORUZ

ÇOCUKLARIMIZI OKULA MI YOLLUYORUZ, YOKSA SAVAŞA MI?
Gün geçmiyor ki bir okulda daha saldırı haberi duymayalım.
Kız ya da erkek fark etmiyor; şiddet artık okullarımızın kapısından içeri giriyor.
Ben anlamıyorum…
Çocuklar okula mı gidiyor, yoksa sürekli bir tehdit ortamına mı?
Kitap, defter ve çanta yerine, kendilerini korumaları için çocuklarımıza koruyucu ekipman mı giydirelim?
Gözümüzün bebeği çocuklarımızı okula gönderirken aklımızda dersleri, sınavları ve arkadaşları olması gerekirken, “Acaba bugün başına bir şey gelir mi?” korkusunu mu taşıyacağız?
Çocuklarımız öğrenci olmak yerine sürekli kendini korumak zorunda kalan bireylere mi dönüşsün?
Peki, neden?
Neden alınan önlemler yetmiyor?
Neden şiddet her geçen gün artarak devam ediyor?
Toplum olarak nerede eksik kalıyoruz?
Eskiden çocuklarımız okula kendileri giderdi. Okul arkadaşı; dost, arkadaş, kardeş demekti. Okullarda bekçi yoktu ama her veli yalnızca kendi çocuğunu değil, diğer çocukları da kendi evladı gibi gözetirdi.
Bugün ise güven duygusunu yeniden inşa etmeden, her okulun kapısına polis koyarak bu sorunu çözemeyiz. Güvenlik önlemleri önemli olsa da toplumsal dayanışmayı ve ortak sorumluluk bilincini güçlendirmeden kalıcı sonuç elde edemeyiz.
Her birey önce kendisinin, sonra da çevresinin sorumluluğunu üstlenmeli; korumalı ve kollamalı. “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın.” anlayışından vazgeçmeliyiz.
Bir taraftan televizyon dizilerinde mafyayı, şiddeti ve yasa dışı olayları çeşitli bahanelerle normalleştirirsek…
Diğer taraftan çocukların yaşına uygun olmayan oyunlara ve içeriklere erişimini yeterince denetlemezsek…
Anne babalar geçim derdiyle boğuşurken çocuklarını yeterince destekleyemezse…
Sonra da çocuklarımızın neden şiddete yöneldiğini, arkadaşlarına neden zarar verdiğini sorgularsak, hep birlikte bu koşullara da bakmamız gerekmez mi?
Çocuklar dünyaya geldiklerinde suçun ne olduğunu, şiddetin ne anlama geldiğini ve karşısındaki insana vereceği zararı bilerek doğmuyor.
Bunları zamanla öğreniyorlar.
Neyi görüyor, izliyor ve duyuyorlarsa; neyin normal olduğunu düşünüyorlarsa, biraz da onunla şekilleniyorlar.
Elbette bütün sorumluluğu dizilere, oyunlara, öğretmenlere ya da anne babalara yükleyemeyiz.
Ama hep birlikte çocukların hayatına ne koyduğumuzu ve onları hangi koşullarda büyüttüğümüzü sorgulamak zorundayız.
Çünkü bir olay olduğunda ortada yalnızca saldırıyı yapan çocuk yok.
Bir tarafta hayatı değişen, diğer tarafta yüreği yanan aileler var.
Ateş düştüğü yerde yanar, deriz ya…
Bazı ateşler gerçekten düştüğü yerde yanmaya devam ediyor.
Bir annenin, bir babanın yüreğinde…
Biz çocuklarımızı kaybetmeden, başka çocukların canı yanmadan bu soruların cevabını bulmak zorundayız.
Okul; korkunun, şiddetin ve saldırının değil, öğrenmenin, arkadaşlığın ve güvenin yeri olmalı.
Çocuklarımızın eline kitap yakışır, silah değil.
Sırtlarında çanta olmalı, kendini koruma yükü değil.
Bu düzen böyle gitmemeli.
Çocuklarımızı korkuyla değil, güvenle okula göndermek istiyoruz.
Artık yalnızca üzülmek, kınamak ve bir sonraki haberi beklemek yetmez. Her saldırıdan sonra birkaç gün konuşup susarsak çocuklarımızı koruyamayız.
Güvenli okullar; yalnızca güvenlik görevlileriyle değil, kararlı politikalarla, etkili denetimle, güçlü rehberlikle, sorumlu yayıncılıkla ve birbirine sahip çıkan bir toplumla kurulabilir.
Yetkilileri, eğitimcileri, aileleri ve hepimizi göreve çağırıyorum:
Şiddeti normalleştiren her söze, görüntüye ve ihmale karşı duralım.
Okullarımızda güvenliği, rehberliği ve çocukların sesini merkeze alan kalıcı çözümler üretelim. Bir çocuğun daha canı yanmadan, bir ailenin daha hayatı kararmadan harekete geçelim.
Çünkü çocuklarımızın güvenliği bir lütuf değil, en temel hakkıdır.
Onları korku ve tehdit ortamına değil, okula gönderiyoruz.
Bu hakkı korumak hepimizin sorumluluğudur.
Raziye Gökbudak
6 Ekim 2026


