Ateş Çemberinde Birlik: Güçlü Duruşun Adı Türkiye

Dünya yeniden karanlık bir dönemin eşiğinde. Savaşların gölgesi giderek büyüyor, küresel dengeler sarsılıyor ve her kriz, bir sonrakinin habercisi gibi kapımızı çalıyor. Böylesi bir dönemde, coğrafyamızın kaderi değişmiyor: Türkiye yine en kritik hattın tam ortasında, yine tarihin en zorlu sınavlarından birinin içinde.
Ancak bu kez bir fark var. Türkiye, yalnızca gelişmeleri izleyen bir ülke değil; sahada ve masada söz söyleyen, oyun kuran bir aktör olarak öne çıkıyor. Yıllarca edilgen bir dış politikanın sınırlarında kalan bir ülke görüntüsünden, bugün krizleri yöneten, arabuluculuk yapabilen ve gerektiğinde sahada kararlılık gösterebilen bir Türkiye’ye evrilen bir tabloyla karşı karşıyayız.
Yakın coğrafyamıza baktığımızda bu değişim daha net görülüyor. Diplomasinin tıkandığı noktalarda devreye giren, savaşın en sıcak anlarında bile diyalog kapılarını açık tutabilen bir irade… Türkiye, artık sadece kendi güvenliğini değil, bölgesel istikrarı da gözeten bir denge politikası izliyor. Bu, kolay kurulan bir denge değil; riskli, hassas ve büyük bir siyasi irade gerektiren bir yol.
Elbette her politika gibi eleştirilecek yönler vardır. Ama böylesine çalkantılı bir dönemde, Türkiye’nin uluslararası alanda daha görünür, daha etkili ve daha belirleyici hale geldiğini inkâr etmek de mümkün değildir. Bugün dünya, Türkiye’yi sadece bir ülke olarak değil, bir denge unsuru olarak da konuşuyor.
İşte tam da bu noktada, içeride nasıl durduğumuz her zamankinden daha önemli hale geliyor. Çünkü dışarıda güçlü bir duruş sergileyebilmenin yolu, içeride sağlam bir birlikten geçer. Eğer biz kendi içimizde ayrışırsak, en güçlü dış politika hamleleri bile zayıf kalır. Ama eğer kenetlenebilirsek, bu gücün etkisi katlanarak büyür.
Bugün farklılıklarımızı büyütmenin değil, ortak paydamızı hatırlamanın zamanıdır. İdeolojik ayrımların, mezhepsel hassasiyetlerin, etnik farklılıkların ötesinde bir yerde buluşabilmek… Çünkü mesele artık sadece bir siyasi görüş meselesi değil; mesele, bir ülkenin geleceği meselesidir.
Bu yüzden bugün ihtiyaç duyduğumuz şey; kör bir bağlılık değil, bilinçli bir dayanışmadır. Eleştiriyi susturmak değil, onu yıkıcı olmaktan çıkarıp yapıcı hale getirmektir. Ama aynı zamanda, ülkenin kritik bir dönemden geçtiğini görerek, ortak bir irade ortaya koyabilmektir.
Unutmamalıyız ki; güçlü devletler sadece sınırlarını koruyarak değil, toplumlarını bir arada tutarak ayakta kalır. Türkiye bugün dışarıda daha güçlü bir aktör haline gelmişse, bunu kalıcı kılmanın yolu içerideki birlikten geçer.
Ve belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur: Bu ateş çemberinde savrulan bir ülke mi olacağız, yoksa kenetlenerek yönünü tayin eden bir millet mi?
Cevap, yine bizim ellerimizde.
Hüsnü Karabulut


