Şekil renkleri

Metin renkleri


Bizi Sosyal Medyada Takip Edin

SOSYAL MEDYADAKİ PAYLAŞIM ÇILGINLIĞI

4 hafta önce
7 kez okundu
SOSYAL MEDYADAKİ PAYLAŞIM ÇILGINLIĞI

Gösteriş hastalığını öylesine normalleştirmişiz ki ömrümüzün sürprizlerle dolu her anını sanal alemler de kitlelere duyurma ihtiyacını duyar hale geldik. Sürü psikolojisiyle hareket edip kitlelerin yöneldiği, yönlendirildiği tarafa doğru hayatımızı şekillendirmeye çalışıp birbirini taklitten ibaret olan alışkanlıklarımızdan sıyrılamaz hale geldik.Her yeni başlayan akıma kendimizi kaptırdıkça kendi özgün benliğimizi inşa etmekte gitgide zorlanıyoruz. Birilerine benzemek, birilerinin yaptığını yapmak gibi bir psikolojik zorunluluk hissini yaratan akımların pençesinde kendi özgünlüğümüzü yitiriyor, nasıl sıradanlaştığımızı, sığlaştığımızı göremiyoruz. Dimdik bir duruş ve kişilik kazanabilmek için çocukluğumuzdan beri çabalar dururuz oysaki. Sarsılmamak üzere inşa edilen sağlam bir kişiliğe sahip olmak için okur, dinler, tecrübe ederiz pek çok şeyi. Ve zamanla farkına varırız ki sahip olmaya ve kazanmaya çalıştığımız, zamanın akışına göre değişiklik göstermeyen değerlerle süslenmiş bir duruşun sağlamlığı; onu elde etme yolunda gösterdiğimiz gayretin büyüklüğü kadarmış.Eğer kişiliğimizin temel taşlarını oturtulduğu o en masum ve tertemiz çocukluk yıllarımızdan itibaren bunun için bilinçli bir gayret gösterilmemişse, doğru bir yönlendirme yapılmamışsa yetişkinlikte de rüzgarın nereye eserse oraya savuracağı bir çöp misali kendimiz olamaz, kitlelerin ve akımların yönlendirdiği biçimde şekil değiştirir dururuz. Bugün sosyal medyayı en yararlı biçimde nasıl kullanabiliriz? kitlelere hitap edebileceğimiz bu alanda doğru ve yararlı ne yapabiliriz diye düşünen azınlığın yanında büyük çoğunluk bu kendilerini şekilden şekle sokan sanal akımların esiri olmuş durumda. Evet bir akım başlatılır ve kitleler bunu yararlı mı, mantıklı mı, doğru mu diye sorgulamaksızın taklit etmeye başlarlar. Dilini çıkarıp yüzünü yamultarak poz verme, kafedeki koca bardaklı içeceğini, masasındaki yemeğini takipçilerinin gözüne sokarcasına görgüsüzce paylaşma, şahsi aracında yanında araç kullananan kişinin dikkatini dağıtarak kazaya sebep olacağını düşünmeden şarkı söyleyip çekim yaparak paylaşma, daha doğar doğmaz masum savunmasız tertemiz bebekleri kötü enerjili insanların nazarlarına maruz bırakarak bebeğin(sanki şaşılacak bir olaymış gibi) ay ay büyümesini ilan etme, her tatilde kuma uzanmış bacağını sergileme gibi gibi…Tabi tüm bunlar yapılırken bunun neden olduğu olumsuzlukları çok az insan düşünür ve önemser. Sosyal medyayı bilinçsizce kullanmanın oluşturduğu olumsuz neticeleri bir bir ele alalım. Öncelikle bu platformda çoğunluk, olmak istediği profili yansıtır, gerçekliği tüm çıplaklığı ile göstermek istemez. Bu yüzden sürekli olarak sahip olduğu güzellikleri ve mutlu anlarını paylaşır hayatının hep güllük gülistanlık olduğu izlenimini verir. Bu izlenimi gerçek kabul eden insanlar kendi hayatları ile kıyaslamaya giderek aradaki uçurumları görür, sahip oldukları ile yetinemeyip mutsuz olmak için bir neden oluşturmuş olurlar. Ne derler? “Çocuğu olmayan bayanın yanında çocukların, yetimin yanında baban, fakirin yanında malın, hastanın yanında sıhhatin, zayıfın yanında kuvvetin, mutsuzun yanında mutluluğun, mahkumun yanında hürriyetin hakkında konuşma.” Oysaki sanal alem insanların sahip oldukları güzellikleri yarıştırdıkları bir alan haline gelmiş durumda. Böyle davranarak kişi karşısındaki insanın sahip olamadıklarından duyduğu acıyı derinleştirip onun canını yakarak ondan gelebilecek nazarın olumsuzluklarına müstehak hale getirmiş olur kendini. Sadece başkasının kötülüğünü isteyen kem gözlü insanlardan bize negatif enerjinin sirayet edeceğini düşünürüz ya oysaki biz, en masum bir insanın bile canını bu şekilde yakarak onun acılarını mutluluklarımıza dahil etmiş olacağız belki de. Bir diğer önemli husus da sosyal medyada paylaşımlarımızla takındığımız tavrın bizi rol model olarak gören pek çok kişi tarafından taklit edileceği gerçeğidir. Burada paylaşımlarımızla kendi saygınlığımızı, kültürel düzeyimizi, görgü seviyemizi, ahlak düzeyimizi ve en önemlisi de kişiliğimizi yansıtan, bizi tanıtan pek çok parçamızı yansıttığımızı unutmamalıyız. Bize hiçbir katkısı olmayan paylaşımları tekrar tekrar yaparak bir yenilik katmadığımız beynimizi öğüttüğümüzü, düşüncelerimizi sığlaştırdığımızı, duygularımızı fakirleştirdiğimizi, tabir caizse telefona bağlı yaşayan robotlar haline geldiğimizi görebilmeliyiz. İletişimin yetersiz bir boyutta olduğu bu alanda sevdiklerimizin mutluluklarını ve acılarını yansıtan paylaşımlarının da yorum kısmına bir iki cümle yazarak vazifemizi tamamladığımızı düşünüp, insani ilişkileri uzak mesafelerden sürdürerek bireyselliği ve yalnızlığı derinleştirmiş oluyoruz. Farkında mıyız bilemem ama artık insanlar birbirlerine daha az tahammül eder hale geldi. İnsanlar arasındaki sıcak samimiyetin yerini soğuk uzak mesafeler aldı.Çok önemli bir detayı daha gözardı ediyoruz. Paylaşım çılgınlığı, enaniyeti kabartan övgü ve beğeni alma uğruna aile mahremiyeti kavramını gitgide yok etmektedir. Bir insanın herşeyini herkesin bilmesi ne kadar banal öyle değil mi? Düşünün bir kere gizemli ve saklı yanları olan, pek çok yönüyle ulaşılmaz olan şeyler daha çok ilgi görür, daha çok merak edilir ve daha çok değer görür. Bizler kendi hayatımızla ilgili tüm detayları verip, hayatımızdaki her gelişmeyi hatta her anımızı paylaşarak kimi zaman tehlikelere açık hale gelir, çoğu zaman ise saygınlığımızı yitiririz.Her gün telefonu elimize alıpta gözümüzü ve kulağımızı maruz maruz bıraktığımız görsellere ve seslere dikkat etmemiz gerekir. Gözün gördüğü ve kulağın işittiği herşey beynimize kodlanarak bizi bir şekilde mutlaka etkiler. Gözümüzün görmek isteyip kulağımızın duymak istediklerini anlamak için ise görüp duyduklarımıza maruz kalan kişiliğimizdeki, ruh halimizdeki ve maneviyatımızdaki değişiklikleri gözlemlemek yeterli olacaktır. Sanal camiada belli kalıplara girerek neleri pekiştirdiğimizi, nelerden ödün verdiğimizi, neleri kaybettiğimizi sorgulayıp irdelememiz gerekiyor.Bu alışkanlığımızın bizden koparıp aldıklarını görebilmemiz gerekir. Geri dönüşü olmaksızın ömrümüzden eksilirken değer katamadığımız heba ettiğimiz saatlerimiz gibi… Mükemmel yaratılıştaki varlığımızı heba edecek, potansiyellerimizi körelterek bizi akıl edemeyen, hissedemeyen, sorgulayamayıp analiz edemeyen şuursuz, duygusuz metalar haline getiren alışkanlıklarımıza vedâ etmemiz gerekiyor. Aksi halde yaşlandıktan sonra dönüp baktığımız yıllarımız, bağımlısı olduğumuz elimizdeki telefonla tüketilmiş heba edilmiş, kaybedilmiş yıllar olarak kalacak hafızamızda

Esma GÜLAÇAR

Reklam
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
Yorum Yap

Bu konuya henüz bir yorum yapılmadı.